İnanç hoca gene yaptı yapacağını sağ gösterip sol vurdu. Kendisine bu oldukça "pislik (kendi ifadesi)" ve sinsi davranışından dolayı hem kınıyorum hem kutluyorum. Geçen iki hafta önce geçen yıllarda final yerine böyle birşey yaptığını söylemek ve daha sonra "Artık bir daha aynısı yapacak değil ya, arkadaş!" izlenimini biz de uyandırmak...
Hakkatten helal olsun yani, sağ gösterip sol vurmak tam böyle oluyor.
İlk duyduğum da heyecanlanmıştım keşke biz de böyle birşey yapsak demiştim.Ama önceden yapıldığını duyunca üzülmüştüm. Doalyısıyla şu Boğaziçindeki 5 yıllık hayatım boyunca arkadaşlardan hep duyduğum fakat hiç yapma fırsatı bulamadığım "photo story" çalışmasına sonunda dahil olabilmek çok güzel bir tecrübeydi. Bunun için de İnanç hocamıza teşekkürü bir borç biliyorum.
Bu "photo story" çalışmasında da anladım ki bizim Boğaziçililerle iş yapmaktan hiç ve hiç kolay değil. Beyin fırtınası aşamasında öyle zorlandık ki anlatamam. Kimseden bir fikir çıkmıyor, saçma da olsa ortaya birşeyler sunmak hiç yoktan iyidir felsefesiyle bazı fikirler sunuyorum, kabul görmüyor. Çevreve fikirler olarak sunmaya çalıştım gene olmuyor.
Tam ciddi ciddi canım sıkılmaya başlamıştı ki arkadaşlarda hareketlik başladı. Biraz tartıştıktan sonra sonunda birşeyelerde karar kıldık. Sonradan anladım ki önemli olan söylediğimiz fikirlerin insanlar tarafından doğrudan kabul görmesi değil insanları düşünmeye sevk etmesiymiş. Yani saçma sapan da olsa fikirlerimi arkadaşarla paylaşırken onlar da ister istemez karşı argüman geliştirme adına düşünme sürecine dahil oluyorlardı.Böylece sonunda benim fikirlerimle hiç alakası olmasa da bir hikaye üzerinde anlaşabildik. Gayet de güzel bir hikayeydi.
Hepimiz az da olsa fedakarlıkta bulunduk. Ama en büyük fedakarlığı hikaye için evini bize açan Ceren, pardon Ece arkadaşımızın yaptığına inanıyorum. Buradan kendisine teşekkür ediyorum.
Şuana kadar aldığımdan pişman olmadığım 1-2 dersten biri olan ve ciddi ciddi eğlenirken birşeyler öğrendiğim bu dersi mümkün kılan herkese teşekkür ediyorum. Keşke okulumuz da "Kek, balık ders" kavramı hiç olmasaydı da bu derste olduğu gibi nottan ziyade bireysel gelişim ve alternatif teknikler üzerine odaklanan hocalarımızın sayısı artsaydı.
Tabi, yepyeni birşeyler ortaya koymaya çalışmak yerine hazır ingilizce metinler üzerinden çevirilerle ders işlemek ve bunun sonucu birşeyler öğrenemediği için öğrencileri suçlamak....
Okulumuzdaki eğitime dair söylenecek çok şey var, keşke bu tür sorunsalları tartışabileceğimiz derslerimiz de olsaydı.
Neyse, herşey için İnanç Hocamıza tekrar teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki bundan 10-15 yıl sonra geçmişe baktığımda üniversite hayatıma dair hatırlayacağım sıradışı 3-5 insandan birisi olacak kendisi.
PS: Yanlış anlaşılma olmasın yazımda hiçbir yıkama-yağlama niyeti yoktur. Yazımda gerçekten uzak birşeyler olduğuna inanıyorsanız; arayın,gelin görüşelim hallederiz :)
Saygılarımla...
Senior Emin
Sunday, January 2, 2011
PRED 485 10.Ders 22.12.2010
Performans kaygısı hakikaten çok enteresan bir durum. Aşılması gerken ama aşılması için de okul hayatı boyunca hiç bir telkinde bulunulmayan bir sıkıntı. Yani hemen hemen bütün hocalarımız derse katılımdan tutun da sunum yapamaya kadar bireysel performans gerektire bir çok şey istiyor. Ama kimse sorunun temeline inerek öncelikle kendine güven içerisinde sorulan sorulara bütün sınıf önünde cevap verebilme veya hazırladığımız birşeyleri insanlara sunabilme mevzuuna odakalnmıyor.
Dersimizin, bence, vurgulanması gereken en önemli yönlerinden biri bu. Sadece öğretmenlikte değil aynı zamanda öğrencilik hayatında da başarımızı etkileyebilecek bir durum.
Arkadaşlardaki heyecan aynı şekilde devam etti. Performans çalımalarında dağlar gibi olan arkadaşların mesele bütün sınıf önünde kendini anlatmaya gelince bir güvercin ürkeklğiyle titredikelrini gördük. Bu siyasetçileri gitgide daha çok takdir etmeye başladım. Biz 20 kişi önünde doğruları söylemezken onlar onbinlerce insan önünde yalan-dolan fark etmeden saatlerce konuşabiliyorlar.
Dikkatimi çeken diağer bir durum ise genellikle arkadaşlar bizim sahnede ne kadar heyecanlı olduğumuzu farkedemiyorlarmış. Ben çok heyecanlıydım, cidden heyecanlıydım ama bir arkadaş "sen de heeycandan eser yoktu, ne diyon ya!" dedi. Şaşırdım, demek ki her zaman fark edilemiyor veya istenilirse heyecan gizlenebiliyor şeklinde bir çıkarım yaptım. Yani hocamızın da dediği gibi kaygı ve heyecan tabi ki olacak önemli olan bunları kontrol altında tutabilmek. Kanaatimce buna heyecanı gizleyebilmek de dahil.
Saygılarımla...
Senior Emin
Dersimizin, bence, vurgulanması gereken en önemli yönlerinden biri bu. Sadece öğretmenlikte değil aynı zamanda öğrencilik hayatında da başarımızı etkileyebilecek bir durum.
Arkadaşlardaki heyecan aynı şekilde devam etti. Performans çalımalarında dağlar gibi olan arkadaşların mesele bütün sınıf önünde kendini anlatmaya gelince bir güvercin ürkeklğiyle titredikelrini gördük. Bu siyasetçileri gitgide daha çok takdir etmeye başladım. Biz 20 kişi önünde doğruları söylemezken onlar onbinlerce insan önünde yalan-dolan fark etmeden saatlerce konuşabiliyorlar.
Dikkatimi çeken diağer bir durum ise genellikle arkadaşlar bizim sahnede ne kadar heyecanlı olduğumuzu farkedemiyorlarmış. Ben çok heyecanlıydım, cidden heyecanlıydım ama bir arkadaş "sen de heeycandan eser yoktu, ne diyon ya!" dedi. Şaşırdım, demek ki her zaman fark edilemiyor veya istenilirse heyecan gizlenebiliyor şeklinde bir çıkarım yaptım. Yani hocamızın da dediği gibi kaygı ve heyecan tabi ki olacak önemli olan bunları kontrol altında tutabilmek. Kanaatimce buna heyecanı gizleyebilmek de dahil.
Saygılarımla...
Senior Emin
Subscribe to:
Posts (Atom)