Sunday, December 19, 2010

PRED 485 9.Ders 15.12.2010

Allahım nasıl bir heyecandı O? Herkesin gözlerinden okunuyordu heyecanı. Tabi kolay değil. Önceden hazırlanacaksın, bütün sınıfın önünde konuşacaksın. Ve en sıkıntılı nokatalardan biri de kendin hakkında konuşmak. Kültür olarak bireyin kendisini anlarmasıns moda terimle "pazarlamasına" çok da iyi gözle bakmıyoruz. Ama bazı durumlarda gerekli oluyor. Özellikle iş veya okul gibi belirli standartları olan yerlere girerken uygulanan mülakatlarda "kendinizi biraz anlatırmısınız?" sorusu mutalak geliyor.

Yani ne kadar da hoşlanmasak da nasıl yapıalcağını öğrenmemiz gereken bir mevzu.

Arkadaşların bazıları hazırlıksız gibi görünüyorlardı.Ama bazıları da gerçekten düşünmüş hazırlanmıştı.Dİğer taraftan hazırlandığı halde son anda fikir değiştirenler de vardı. Ama ortak olan herkesin çok ciddi heyecanlı olduğuydu. Anlatılanlar ne kadar komik ve eğlenceli olsa bile yeterince eğlenemiyordu.

Neredeyse dönem bitiyor, sınıfta ilk defa tırnağını ve dudağını yiyen arkadaşlar gördüm. Önceki derslerde yaptığımız aktivitiler her ne kadar zor da olsa böyle stresli görmemiştim kimseyi.

3.5 dakika nasıl biter çok uzun vs. gibi endişeler taşırken, yapmaya başladıktan sonra yetmeyeceğini gördük. Tabi önemli olan bu süresinin bitirilmesi değil, nasıl doldurulduğu, ve izleyenleri sıkmadan ve de konu dışına çıkmadan en bilgilendirici şekilde kendimizi anlatabilmekti.

Yaptık mı yapamadık mı, bu arkdaşların ve hocamızın bileceği iş. Batılıların da dediği gibi "try your best" olmazsa da yapcak birşey yok, allaha emanet önümüzdeki maçlara bakacağız.

Saygılarımla...
Senior Emin

Wednesday, December 8, 2010

PRED 485 8.Ders 09.12.2010

Neden,neden, neden?
Bence dersimizde yaptığımız her çalışma öncesinde bu soruyu kendimize sormalıyız.Yoksa öylece "koyun" gibi aktivitelerle akıp gidiyoruz ne yaptığımızı anlamadan. Enerji çalışmasını derse başlarken yapıyor olmamız. Sonlara doğru daha kolay ve eğlenceli çalışmalara geçiyor olmamız dikkatle üzerinde durulması gereken şeyler olduğuna inanıyorum.

BUSOS'tan gelen acemi/bebe doğaçlamacılara fena ders verdik ama. Onlara baktığımız zaman nereden nereye geldiğimizi açıkca görebiliyoruz. Karete ile uğraşırken de benzer durumu yaşamıştım. Gelişimsel süreç içerisinde ne kadar ilerlenildiğinin farkına varılmıyor. Ancak yeni, acemi biriyle karşılaşınca alınan mesafe fark ediliyor.

BUSOS'çu arkadaşları katılımı gerçekden güzel oldu. Yaptığımız eğitici çalışmalar aynı zamanda eğlenceli oyunlar olduğu için çocuklara hitap eden bir yönü olduğu kesin.Umarım arkadaşlar bunu en güzel şekilde kullanabilir.


Aynı aktiviteleri tekrarladıkça daha da uzmanlaşıyoruz. Bunu görmek insana mutluluk veriyor. Zamanında sınıfın "en ezikleri" olarak adlandırılan arkadaşların göğüslerini gere gere sahneye çıkmaları basit bir durum değil. Bence, bu gelişim sürecinin öğretmen adayı olan her arkadaş dikkatle incelemeli.

Her sınıfta az ya da çok çekingen utangaç öğrenciler bulunuyor. Böyle problemleri olan çocukların derse katılımını azami oranda sağlayabilmek için önceden hazırladığımız tekniklerin olması bir zorunluluk. Her ne kadar dersimizin hedefi kişisel gelişimimiz üzerine odaklansa da bu alanda da çıkarılacak büyük dersler olduğu kanaatindeyim.

Saygılarımla...
Senior Emin

PRED 485 7.Ders 01.12.2010

Bu haftaki dersimizde ne kadar çok konuştuysam başıma o kadar iş açıldı. Ama olsun dersimiz "full of fun" olduğu için çok sıkıntı olmadı.Ama başka derste olsaydı ilk seçilişimden sonra kesin susardım. "Adam nemelazım otur sessiz sessiz, başına iş açma,az susmasını öğren!" derdim kendi kendime.

Dersler ödevler vs. yüzünden sıkıldığımısı fark etmiş olacak ki hocamız daha eğlenceli çalışmaları tercih etti.Benim gözümden kaçmaz!

Öğrenci işleriyle ilgili canlandırmamız hem öğretici hem de eğlendiriciydi.Çünkü tamamen gerçek, yaşanmış "true to life" olaylara dayalıydı. Hepimizin Öğrenci işlerine her gidişimizde karşılaştığımız "memur mantığının" yansımasıydı bunlar. Sonradan izlerken komik görünse de işin içindeyken insanın sabır sınırlarını hakikaten zorlayan durumlar.

Daha sonra yaptığımız "kadın programı" çalışmamızda da tekrar yaşanmış bir olay üzerinden yola çıkmamız söz konusuydu. Burada seçtiğimiz karakterler de önemliydi.Bu tür programlara "ciddiyet" kazandırma adına psikolog, ilahiyatçı, fizikçi vs gibi alanında "supposedly" uzman insanlar davet ediliyor. Ama genellikle alakasız ve boş şeylerden bahsediyorlar.

Ha biz bunları nerden biliyoruz? Yanlış anlaşılma olmasın, kadın programı seyrettiğimizden değil.Öyle çevreden duyduğumuz şeyler işte. Yoksa Türkiye'nin kalanı gibi vaktimizin çocuğunu belgesel seyrederek geçiriyoruz tabii ki.

Saygılarımla...
Senior Emin

Sunday, November 28, 2010

PRED 485 6.Ders 24.11.2010

Bu dogaçlama işinde gitgide daha da profesyonelleşmeye başladık.Öyle ki bu hafta istediğimiz tekniklerden bir komposizyon oluşturarak hocamızdan yardım almadan birşeyler sunabilmeye başladık. Kuralları hatırlama,sırayı karıştırma gibi ilk başlarda karşılaştırğımız bir çok problem artık geçmişte kaldı.Yavaş yavaş İnanç hocanın koltuğuna göz dikmeye başlayan bireyler yetişmeye başladı sınıfta.

En başlarda arkadaşlarla birşeyler yapmak için karar vermek çok zor oluyordu.Her kafadan bir ses çıkıyor herkes kendi fikrinde ısrar ediyordu. Birlikte birşeyler yaptıkça takım çalışmasına da daha rahat alışmaya başladık. Bir çok seçenek içerisinden hızlıca seçim yaparak alınan kararları aynı hızda uygulamaya koymak çok kolay bir durum değil.Ancak sıkıntısını çeken bilir.

Doğaçlamanın doğasına en yakın olunduğu halin şüphesiz ki en hızlı verilen tepkiler olduğunun biraz daha farkına vardık. "Dörtlü dönme" olarak isimlendirdiğimiz egzersiz de ne kadar hızlı karar verebiliyorsak o kadar başarılı sonuçlar alabiliyorduk. Başarmaya çalıştığımız işin doğası bunu gerektiriyor.

Doğaçlama ve "spontane" dediğimiz insanın bilinç altının ortaya çıktığı, bilincin kısa devre yapılarak doğrudan bilinç altından gelen mesajlarla tepkilerin oluştuğu eylemler kontrol edilmesi gerçekten zor ama başarılabildiğin de insan ilişkilerinde çok büyük getiriler sağlayabilecek yetenekler olarak öne çıkmaktadırlar.

Buradan da bilinç altımıza neler gittiğini bilmek ve bunları kontrol altına alabilmenin önemli olduğu sonucuna varabiliyoruz.Bir daha ki haftaya yeni egzersizlerimizle bu konuyu biraz daha açmaya karar verdim şuan.Hadi hayırlısı...

Saygılarımla...
Senior Emin

Sunday, November 14, 2010

PRED 485 5.Ders 17.11.2010

Japon usulü kağıt katlama sanatı Origami'den sonra İnanç Ayar usulü kağıt katlama sanatını da öğrenmiş olduk bu hafta. Japonlarınki çok karmaşık da olsa bizimkisi gayet basitti buruçtur at! Veya aklımıza ilk gelen nesneyi hayal ederek kağıdı bir eşya gibi kullan.

Bir sanatçı edasıyla oluşturduğumuz kağıt yığınlarına bakarken psikiyatristlerin hastalık teşhisinde kullandıkları "Bu resimde ne görüyorsun?" sorusu aklıma geldi.
Hem yığınları oluşturanların hem de bakanların bilinç altılarını ele veren çalışmalardı aslında, hernekadar biz anlayamasak da.

Bu çalışmalar başlangıçta anlamsız ve herhangi bir şeyle ilişkisiz gibi görünse de "kesin bunun altından daha büyük bir pislik çıkacak" diyen arkadaşlarımız da oldu.

Ve haksız da çıkmadılar. Eğlenceli olduğu kadar "uyuz" olarak da nitelendirebileceğimiz "metni canlandırma" çalışmasıyla gizli plan ortaya çıkmış oldu.

Bize denk düşen metinde hiçbir mantık hiçbir hikaye olmasa da arkadaşların gayretli çalışmaları sayesinde izlenebilir birşeyler ortaya çıkmış oldu.

Son olarak yaptığımız doğaçlama çalışmasında iki temayı aynı anda akılda tutabilme yavaş yavaş doğaçlama kabiliyetlerimizin geliştirilmesi adına oldukça mantıklıydı.

Saygılarımla...
Senior Emin

Saturday, October 30, 2010

PRED 485 4.Ders 27.10.2010

Ara sıra arkadaşlarla konuşuruken "PRED 485 dersinde şöyle yaptık, böyle yaptık, çok güzeldi,enteresan şeyler oldu." falan diye anlatıyorum. Her defasında "O ders neydi ya?" diye soruyorlar. Ben de "Drama dersi işte yaa" diyerek hatırlatmaya başladım.

Her nekadar dersimizin sadece küçük bir kısmını tanımlasa da "drama" ifadesi çok da fena gelmiyor kulağa.Özellikle bu haftaki dersimizle birlikte dramanın ve teatral egzersizleri eyice arttırmış olduk.

Bu kısa teatral oyunlar daha çok efor ve katılım gerektirdiği için öncekilere göre daha zorlayıcı olabiliyor. Bize verilen 10 dakika hatta bazen 6 dakika gibi kısa bir sürede birşeyler hazırlayıp en iyi şekilde sunmaya çalışma eğlenceli olduğu kadar yorucu da olabiliyor.


Özellikle ilk başlarda yaptığımız, fotoğraflayarak konuşmadan ve hareket etmeden hikayeyi anlatmaya çalışma gerçekten enteresan bir egzersizdi. Japon animelerinde gibi hissetmeye başlamıştım kendimi, olayların can alıcı noktalarında donup kalıyorduk.Bunu görenler rahatlıkla hikayeyi anlayabiliyordu.

Baş ve son resmi belli hikayenin içini doldurabilme zor görünse bile aslında çok kolay.Çünkü başlangıçta elimizde saçma da olsa birşeyler var. Onları birbirlerine bağlama sıfırdan yeni bir hikaye yazmaktan daha eğlenceli oluyor. Kendi içinde bir meydan okuma yaratıyor.

Köşe kapmacaya gelince, o zaten başlı başına bir hikayeydi. Kol kola sınıfta hareket etmeye çalışma, gülmekten egzersizin ne işe yaradığını veya neyi amaçladığını bile anlayamadık. Şimdi düşününce belki de amaçlanan buydu; sadece gülmek ve katılımcılarda fizksel olarak hareket oluşturabilmek.

Dersin başında yaptığımız kardeş sayısına göre, doğum yerlerine ve mevsimlerine göre sınıftaki hayali Türkiye haritasında yerlerşme biraz tuhaf gibi dursa da sınıfın geneliyle ilgili istatiksel bilgi edinebilme adına gayet mantıklı görünüyor. Diğer taraftan “İnanç hocamızın aklına birşey gelmediği zamanlar için yedekte beklettiği egzersizleri var, bu da onlardan biriydi herhalde.” diye düşünmeden de edemiyor insan.

Saygılarımla...
Senior Emin

Wednesday, October 20, 2010

PRED 485 3.Ders 20.10.2010

Bu haftaki dersimizde gene çok güldük çok eğlendik.Bunları yaparken de boş durmadık bir yandan da birşeyler öğrendik."Eğlenirken öğrendik" yani.

Dışarıdan bakıldığında çok basit gelebilecek bir "sandalye kapma" yarışında Kapitalizmin vahşi yönünü gözlemledik.Kısıtlı kaynaklar söz konusu olduğunda adaletli paylaşım için kurallar konulmadığı zaman insanların kaos ortamı oluşturarak hayatta kalmaya çalışmalarının sebebini ayakta kalan arkadaşlarının biraz utangaç biraz güleç çehrelerinde gördük.

Sandalye kapmanın kolay olmadığını çelik gibi sinirlerle birlikte çevik bir vücudun da gerekli olduğunu fark ettik.

Daha sonra yaptığımız jest donma-kalan yerden devam etme çalışması (ismi biraz uydurma oldu ama Kemal Sunal'ın dediği gibi "Uysa da uydu, uymasa da uydu") pek alışkın olduğumuz bir çalışma olmadığı için ilk başlarda kafa karıştırır gibi oldu.

Burada yarım bırakılan jest-hareketin mantıklı ve akıcı bir şekilde devam ettirebilmeinin ne kadar zor olduğunu hep birlikte gördük.

Aslında bu "doğaçlama" dediğimiz kavramın tümü için geçerli olabilecek bir ilke; önemli olan ani ve hızlı cevap verebilme değil, durumu istediğimiz yönde akıcı bir şekilde devam ettirebilecek tepkiyi verebilme.

Bu egzersizde ters köşe diyebileceğimiz hareketleri yapabilmek çok önemliydi.Size tokat atma halinde olan birine benim yaptığım gibi "guard" alıp yumruk atma çok da mantıklı bir tepki değildi.Tokat atma halinde olana sarılma bir öğretmenin ihtiyacı olacak tipte doğaçlamaya daha yakın duruyor.

Grup halinde yaptığımız tiyatro çalışması da eğlenceli olduğu kadar Boğaziçililer'le çalışmanın zorluğunu bana tekrar ispat eden bir durumdu. Herkesin aklına ve kendine ciddi bir şekilde güvendiği bir yerde doğal olarak "benim düşündüğüm en mantıklısı" fikri hakim oluyor. Dolayısıyla yanlış da olsa bir karara varmak cidden zorlaşıyor.

"Boğaziçili bir kızla neden evlenilmez?"in cevabı hemen üstte...

Tiyatro oyununu canlandırırken temsil edilen karakteri iyi bir şekilde anlatabilme tabii ki kolay değil.Böyle durumlarda sözler devreye giriyor.Fakat dersteki egzersizimizde olduğu gibi sınırlı sayıda kelime kullanmamız gerekiyorsa işte burada iletişimin en önemli parçası olan jest-mimik-beden dili devreye giriyor.Bunu iyi kontrol edebilen insan söz israfına gerek duymadan çevresindekileri derdini kolaylıkla anlatabiliyor.

Son olarak geçen hafta yarım kalan yeni kişiyle-yeni durum egzersiziyle dersimizi bitirdik.Burada da "spontane" konuşmalarda ve ya durumlarda önceden "back-up" planları yapmanın ne kadar gerekli olduğunu gördük. Daha önceden de bahsettiğimiz gibi doğaçlama dediğimizde önemli olan en mantıklı tepkiyi en hızlı şekilde verebilmekti.Bunu yapabilmek için canlı,enerji dolu,akıcı ve hareketli bir zihne sahip olmak gerekiyor.Çünkü çok farklı durumlar için gerekli olan farklı duygu ve düşünce seçeneklerini ancak böyle bir zihin üretebilir.


Saygılarımla...
Senior Emin

Sunday, October 17, 2010

PRED 485 2.Ders 13.10.2010

Bu haftaki dersimizde “improvising” dünyasının daha da derinlerine daldık. Öncelikle Birazilyalı “muhalif” bir tiyatro ustasının ortaya koyduğu, numaraları hareketlerle değiştirme egzersizini uyguladık.

İlk duyunca “Muhalif derken, acaba neye muhalif bir adam bu?” diye kendi kendime sormaya başlamıştım. Daha sonra anladık ki insan doğasının sempatik sinirlerle kayıt altına aldığı, hayatı kolaylaştırma adına sürekli yapılan hareketleri rutinleştirme eğiliminin tersine çalışıyorduk. Bir anlamda kendi kendimize muhalif oluyorduk.

Hareket seçerken aklıma gelen hareketlerin demir-çelik işçileri tarafından zaten yapılmış olduğunu öğrenince hem üzüldüm hem sevindim. Bu tür düşüncelerin bizim insanımızın doğal refleksi olduğunun farkına vardım, ben yapamasam da birilerinin bu anlamlı hareketleri yapmış olmasına da sevindim.

Peşinden yaptığımız mimik egzersizi yabancı dizilerin DVD ekstralarındaki oyuncu seçme videolarına benziyordu. Bir konu ve karakter veriliyor ve buna uygun jest ve mimikler sahnedeki kişiden isteniyordu. Tabi profesyonel oyuncular kadar başarılı olamasak da bizden de bayağı iyi arkadaşlar çıktı.

Derslerimiz ilerledikçe ve egzersizler üstüste geldikçe hocamızın, çerçevesi çok da belli olmayan bu derste, neleri öğretmeye çalıştığı yavaş yavaş orta çıkıyor gibi.

Her ne kadar 2 saat boyunca gülmek yorucu olmaya başlasa da ve derse devam edebilmek için yüz kaslarımız zorlanmak zorunda kalsak da artık birşeyler öğrenebilmek için bu tür sıkıntılara katlanmak zorundayız.

Bu derste farkına vardığım diğer bir husus da yeni bir egzersize başlarken gönüllü olmak için ilk el kaldırmanın dersi daha bir heyecanlı hale getiriyor olması. Peşpeşe başkalarının çalışmalarını izlemek sıkıcı oluyor gibi. Sürekli “Atık ben de olaya dalmalıyım arkadaş!” diyor insan.

Bu hafta da çok eğlendik çok güldük, artık önümüzdeki hafta ne gibi maceralar bizi bekliyor, göreceğiz. Ders esnasında ara sıra annemin “Oğlum çok gülen çok ağlar dikkat et kendine!” sözü aklıma geliyor “Bütün sınıf, zeminle birlikte Orta Kantine iner miyiz?” diye düşünüyorum. Olursa öyle birşey şimdiden suçluyu ilan ediyorum hocamız İNANÇ AYAR beyefendi.

Gazete başlıkları da şimdiden hazır "Ölüme gülerek gittiler", "ÖSYM'den sonra TÜBİTAK'ta da skandal:Öldüren araştırma görevlisi","Ahirete beyin göçü", "Doğaçlama şehitleri"...

Saygılarımla...
Senior Emin

Friday, October 8, 2010

PRED 485 1.Ders 06.10.2010

Şuana kadar bir işe yaradığını çok da inanmadığım "blog" olayına İnanç Ayar hocamızın "improvise" bir şekilde bildirmesiyle mecburi olarak girmiş bulunmaktayız, vatana millete hayırlı olsun netekim.

Dersimizin adı "SP.TOP.IN PRİMARY EDU:SKILL DEVELOP.IN T" neyin kısaltması olduğunu şuan için ben de bilmiyorum. :) Olsun yavaş yavaş öğrencez artık.

Drama denilen kavram üzerinde odaklanıyoruz. Polisiye Amerikan dizilerinde önemli operasyonlardan önce geçen, defalarca duyduğumuz "what if it goes south?" sorusunun sabit cevabı olan "Then, you improvise" cümlesinin manasını daha da derinlemesine inceliyoruz.

Bu derste ne yapıyoruz veya napıyoz?
Improvise-doğaçlama yapabilmenin doğuştan veya genetik olmadığını, çeşitli yöntemlerle ve egzersizlerle öğrenilebileceğinin ve de geliştirilebileceğinin farkına varıyoruz.

Ayrıca öğretmenlik mesleğini yapmak isteyen herkes için edinilmesi gereken bir özellik olduğunu öğreniyoruz.

Bunun nasıl olacağını da ilk başta komik veya utandırıcı gibi görünse de dersin sonlarına doğru nasıl yararlı olacağını fark ettiğim egzersizler sayesinde öğrenmiş olduk.

Oturup düşününce; 30 kişilik bir sınıfın önünde birşeyler anlatmanın, onları birşeylere ikna etmenin veya dikkatlerini toplayabilmenin,  hakikaten ne kadar ciddi bir mesele olduğunun farkına varıyor insan.

Böyle bir kapalı ortamda doğal olarak dersteki oyunlarda olduğu gibi ani tepkiler veya mantıksız cümlelerle karşılaşılabilmektedir. Böyle durumlarda düşünmeye vakit olmadığı için en uygun cevabı verebilme veya en uygun davranışta bulunmanın önemi ortaya çıkıyor.

Dersimizin en başında bütün sınıf  "O" şeklinde bir halka oluşturduktan sonra yaptığımız "enerji" egzersizi dışında diğer oyunların hepsinin amacı az çok anlaşılıyor gibi.

-Gergin bir diyaloğu kontrol altında tutabilme...
-İnsanlardan birşeyler isteyebilme...which i am having trouble with
-Cevaplamak istemediğimiz sorular karşısında, soruya soruyla cevap vererek cevaptan kaçınarak "kıvırtabilme"sini bilme :)
-Karşımızdaki çok "gıcık" bir insan veya çok "çekici" bir bayan da olsa diyaloğu kontrollü bir şekilde devam ettirebilme...
-Veee son olarak karı-koca kavgasını şimdiden öğreten diğer bir oyunumuz...

"Yeter artık! Kısa kes arkadaş, bu dersten beklentin nedir? Söyle de kurtulalım!" diyorsanız, "ultimate" hedefim; "inecek var" düğmesine bastığım halde durakta kapıyı açmayan şoföre utanmadan ve de çekinmeden "kaptaaann inecek vaaaar!!!"  diye kükredikten sonra salına salına otobüsten inebilmektir...

Saygılarımla...
Senior Emin