İnanç hoca gene yaptı yapacağını sağ gösterip sol vurdu. Kendisine bu oldukça "pislik (kendi ifadesi)" ve sinsi davranışından dolayı hem kınıyorum hem kutluyorum. Geçen iki hafta önce geçen yıllarda final yerine böyle birşey yaptığını söylemek ve daha sonra "Artık bir daha aynısı yapacak değil ya, arkadaş!" izlenimini biz de uyandırmak...
Hakkatten helal olsun yani, sağ gösterip sol vurmak tam böyle oluyor.
İlk duyduğum da heyecanlanmıştım keşke biz de böyle birşey yapsak demiştim.Ama önceden yapıldığını duyunca üzülmüştüm. Doalyısıyla şu Boğaziçindeki 5 yıllık hayatım boyunca arkadaşlardan hep duyduğum fakat hiç yapma fırsatı bulamadığım "photo story" çalışmasına sonunda dahil olabilmek çok güzel bir tecrübeydi. Bunun için de İnanç hocamıza teşekkürü bir borç biliyorum.
Bu "photo story" çalışmasında da anladım ki bizim Boğaziçililerle iş yapmaktan hiç ve hiç kolay değil. Beyin fırtınası aşamasında öyle zorlandık ki anlatamam. Kimseden bir fikir çıkmıyor, saçma da olsa ortaya birşeyler sunmak hiç yoktan iyidir felsefesiyle bazı fikirler sunuyorum, kabul görmüyor. Çevreve fikirler olarak sunmaya çalıştım gene olmuyor.
Tam ciddi ciddi canım sıkılmaya başlamıştı ki arkadaşlarda hareketlik başladı. Biraz tartıştıktan sonra sonunda birşeyelerde karar kıldık. Sonradan anladım ki önemli olan söylediğimiz fikirlerin insanlar tarafından doğrudan kabul görmesi değil insanları düşünmeye sevk etmesiymiş. Yani saçma sapan da olsa fikirlerimi arkadaşarla paylaşırken onlar da ister istemez karşı argüman geliştirme adına düşünme sürecine dahil oluyorlardı.Böylece sonunda benim fikirlerimle hiç alakası olmasa da bir hikaye üzerinde anlaşabildik. Gayet de güzel bir hikayeydi.
Hepimiz az da olsa fedakarlıkta bulunduk. Ama en büyük fedakarlığı hikaye için evini bize açan Ceren, pardon Ece arkadaşımızın yaptığına inanıyorum. Buradan kendisine teşekkür ediyorum.
Şuana kadar aldığımdan pişman olmadığım 1-2 dersten biri olan ve ciddi ciddi eğlenirken birşeyler öğrendiğim bu dersi mümkün kılan herkese teşekkür ediyorum. Keşke okulumuz da "Kek, balık ders" kavramı hiç olmasaydı da bu derste olduğu gibi nottan ziyade bireysel gelişim ve alternatif teknikler üzerine odaklanan hocalarımızın sayısı artsaydı.
Tabi, yepyeni birşeyler ortaya koymaya çalışmak yerine hazır ingilizce metinler üzerinden çevirilerle ders işlemek ve bunun sonucu birşeyler öğrenemediği için öğrencileri suçlamak....
Okulumuzdaki eğitime dair söylenecek çok şey var, keşke bu tür sorunsalları tartışabileceğimiz derslerimiz de olsaydı.
Neyse, herşey için İnanç Hocamıza tekrar teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki bundan 10-15 yıl sonra geçmişe baktığımda üniversite hayatıma dair hatırlayacağım sıradışı 3-5 insandan birisi olacak kendisi.
PS: Yanlış anlaşılma olmasın yazımda hiçbir yıkama-yağlama niyeti yoktur. Yazımda gerçekten uzak birşeyler olduğuna inanıyorsanız; arayın,gelin görüşelim hallederiz :)
Saygılarımla...
Senior Emin
Mi Vida Loca - My Crazy Life
Sunday, January 2, 2011
PRED 485 10.Ders 22.12.2010
Performans kaygısı hakikaten çok enteresan bir durum. Aşılması gerken ama aşılması için de okul hayatı boyunca hiç bir telkinde bulunulmayan bir sıkıntı. Yani hemen hemen bütün hocalarımız derse katılımdan tutun da sunum yapamaya kadar bireysel performans gerektire bir çok şey istiyor. Ama kimse sorunun temeline inerek öncelikle kendine güven içerisinde sorulan sorulara bütün sınıf önünde cevap verebilme veya hazırladığımız birşeyleri insanlara sunabilme mevzuuna odakalnmıyor.
Dersimizin, bence, vurgulanması gereken en önemli yönlerinden biri bu. Sadece öğretmenlikte değil aynı zamanda öğrencilik hayatında da başarımızı etkileyebilecek bir durum.
Arkadaşlardaki heyecan aynı şekilde devam etti. Performans çalımalarında dağlar gibi olan arkadaşların mesele bütün sınıf önünde kendini anlatmaya gelince bir güvercin ürkeklğiyle titredikelrini gördük. Bu siyasetçileri gitgide daha çok takdir etmeye başladım. Biz 20 kişi önünde doğruları söylemezken onlar onbinlerce insan önünde yalan-dolan fark etmeden saatlerce konuşabiliyorlar.
Dikkatimi çeken diağer bir durum ise genellikle arkadaşlar bizim sahnede ne kadar heyecanlı olduğumuzu farkedemiyorlarmış. Ben çok heyecanlıydım, cidden heyecanlıydım ama bir arkadaş "sen de heeycandan eser yoktu, ne diyon ya!" dedi. Şaşırdım, demek ki her zaman fark edilemiyor veya istenilirse heyecan gizlenebiliyor şeklinde bir çıkarım yaptım. Yani hocamızın da dediği gibi kaygı ve heyecan tabi ki olacak önemli olan bunları kontrol altında tutabilmek. Kanaatimce buna heyecanı gizleyebilmek de dahil.
Saygılarımla...
Senior Emin
Dersimizin, bence, vurgulanması gereken en önemli yönlerinden biri bu. Sadece öğretmenlikte değil aynı zamanda öğrencilik hayatında da başarımızı etkileyebilecek bir durum.
Arkadaşlardaki heyecan aynı şekilde devam etti. Performans çalımalarında dağlar gibi olan arkadaşların mesele bütün sınıf önünde kendini anlatmaya gelince bir güvercin ürkeklğiyle titredikelrini gördük. Bu siyasetçileri gitgide daha çok takdir etmeye başladım. Biz 20 kişi önünde doğruları söylemezken onlar onbinlerce insan önünde yalan-dolan fark etmeden saatlerce konuşabiliyorlar.
Dikkatimi çeken diağer bir durum ise genellikle arkadaşlar bizim sahnede ne kadar heyecanlı olduğumuzu farkedemiyorlarmış. Ben çok heyecanlıydım, cidden heyecanlıydım ama bir arkadaş "sen de heeycandan eser yoktu, ne diyon ya!" dedi. Şaşırdım, demek ki her zaman fark edilemiyor veya istenilirse heyecan gizlenebiliyor şeklinde bir çıkarım yaptım. Yani hocamızın da dediği gibi kaygı ve heyecan tabi ki olacak önemli olan bunları kontrol altında tutabilmek. Kanaatimce buna heyecanı gizleyebilmek de dahil.
Saygılarımla...
Senior Emin
Sunday, December 19, 2010
PRED 485 9.Ders 15.12.2010
Allahım nasıl bir heyecandı O? Herkesin gözlerinden okunuyordu heyecanı. Tabi kolay değil. Önceden hazırlanacaksın, bütün sınıfın önünde konuşacaksın. Ve en sıkıntılı nokatalardan biri de kendin hakkında konuşmak. Kültür olarak bireyin kendisini anlarmasıns moda terimle "pazarlamasına" çok da iyi gözle bakmıyoruz. Ama bazı durumlarda gerekli oluyor. Özellikle iş veya okul gibi belirli standartları olan yerlere girerken uygulanan mülakatlarda "kendinizi biraz anlatırmısınız?" sorusu mutalak geliyor.
Yani ne kadar da hoşlanmasak da nasıl yapıalcağını öğrenmemiz gereken bir mevzu.
Arkadaşların bazıları hazırlıksız gibi görünüyorlardı.Ama bazıları da gerçekten düşünmüş hazırlanmıştı.Dİğer taraftan hazırlandığı halde son anda fikir değiştirenler de vardı. Ama ortak olan herkesin çok ciddi heyecanlı olduğuydu. Anlatılanlar ne kadar komik ve eğlenceli olsa bile yeterince eğlenemiyordu.
Neredeyse dönem bitiyor, sınıfta ilk defa tırnağını ve dudağını yiyen arkadaşlar gördüm. Önceki derslerde yaptığımız aktivitiler her ne kadar zor da olsa böyle stresli görmemiştim kimseyi.
3.5 dakika nasıl biter çok uzun vs. gibi endişeler taşırken, yapmaya başladıktan sonra yetmeyeceğini gördük. Tabi önemli olan bu süresinin bitirilmesi değil, nasıl doldurulduğu, ve izleyenleri sıkmadan ve de konu dışına çıkmadan en bilgilendirici şekilde kendimizi anlatabilmekti.
Yaptık mı yapamadık mı, bu arkdaşların ve hocamızın bileceği iş. Batılıların da dediği gibi "try your best" olmazsa da yapcak birşey yok, allaha emanet önümüzdeki maçlara bakacağız.
Saygılarımla...
Senior Emin
Yani ne kadar da hoşlanmasak da nasıl yapıalcağını öğrenmemiz gereken bir mevzu.
Arkadaşların bazıları hazırlıksız gibi görünüyorlardı.Ama bazıları da gerçekten düşünmüş hazırlanmıştı.Dİğer taraftan hazırlandığı halde son anda fikir değiştirenler de vardı. Ama ortak olan herkesin çok ciddi heyecanlı olduğuydu. Anlatılanlar ne kadar komik ve eğlenceli olsa bile yeterince eğlenemiyordu.
Neredeyse dönem bitiyor, sınıfta ilk defa tırnağını ve dudağını yiyen arkadaşlar gördüm. Önceki derslerde yaptığımız aktivitiler her ne kadar zor da olsa böyle stresli görmemiştim kimseyi.
3.5 dakika nasıl biter çok uzun vs. gibi endişeler taşırken, yapmaya başladıktan sonra yetmeyeceğini gördük. Tabi önemli olan bu süresinin bitirilmesi değil, nasıl doldurulduğu, ve izleyenleri sıkmadan ve de konu dışına çıkmadan en bilgilendirici şekilde kendimizi anlatabilmekti.
Yaptık mı yapamadık mı, bu arkdaşların ve hocamızın bileceği iş. Batılıların da dediği gibi "try your best" olmazsa da yapcak birşey yok, allaha emanet önümüzdeki maçlara bakacağız.
Saygılarımla...
Senior Emin
Wednesday, December 8, 2010
PRED 485 8.Ders 09.12.2010
Neden,neden, neden?
Bence dersimizde yaptığımız her çalışma öncesinde bu soruyu kendimize sormalıyız.Yoksa öylece "koyun" gibi aktivitelerle akıp gidiyoruz ne yaptığımızı anlamadan. Enerji çalışmasını derse başlarken yapıyor olmamız. Sonlara doğru daha kolay ve eğlenceli çalışmalara geçiyor olmamız dikkatle üzerinde durulması gereken şeyler olduğuna inanıyorum.
BUSOS'tan gelen acemi/bebe doğaçlamacılara fena ders verdik ama. Onlara baktığımız zaman nereden nereye geldiğimizi açıkca görebiliyoruz. Karete ile uğraşırken de benzer durumu yaşamıştım. Gelişimsel süreç içerisinde ne kadar ilerlenildiğinin farkına varılmıyor. Ancak yeni, acemi biriyle karşılaşınca alınan mesafe fark ediliyor.
BUSOS'çu arkadaşları katılımı gerçekden güzel oldu. Yaptığımız eğitici çalışmalar aynı zamanda eğlenceli oyunlar olduğu için çocuklara hitap eden bir yönü olduğu kesin.Umarım arkadaşlar bunu en güzel şekilde kullanabilir.
Aynı aktiviteleri tekrarladıkça daha da uzmanlaşıyoruz. Bunu görmek insana mutluluk veriyor. Zamanında sınıfın "en ezikleri" olarak adlandırılan arkadaşların göğüslerini gere gere sahneye çıkmaları basit bir durum değil. Bence, bu gelişim sürecinin öğretmen adayı olan her arkadaş dikkatle incelemeli.
Her sınıfta az ya da çok çekingen utangaç öğrenciler bulunuyor. Böyle problemleri olan çocukların derse katılımını azami oranda sağlayabilmek için önceden hazırladığımız tekniklerin olması bir zorunluluk. Her ne kadar dersimizin hedefi kişisel gelişimimiz üzerine odaklansa da bu alanda da çıkarılacak büyük dersler olduğu kanaatindeyim.
Saygılarımla...
Senior Emin
Bence dersimizde yaptığımız her çalışma öncesinde bu soruyu kendimize sormalıyız.Yoksa öylece "koyun" gibi aktivitelerle akıp gidiyoruz ne yaptığımızı anlamadan. Enerji çalışmasını derse başlarken yapıyor olmamız. Sonlara doğru daha kolay ve eğlenceli çalışmalara geçiyor olmamız dikkatle üzerinde durulması gereken şeyler olduğuna inanıyorum.
BUSOS'tan gelen acemi/bebe doğaçlamacılara fena ders verdik ama. Onlara baktığımız zaman nereden nereye geldiğimizi açıkca görebiliyoruz. Karete ile uğraşırken de benzer durumu yaşamıştım. Gelişimsel süreç içerisinde ne kadar ilerlenildiğinin farkına varılmıyor. Ancak yeni, acemi biriyle karşılaşınca alınan mesafe fark ediliyor.
BUSOS'çu arkadaşları katılımı gerçekden güzel oldu. Yaptığımız eğitici çalışmalar aynı zamanda eğlenceli oyunlar olduğu için çocuklara hitap eden bir yönü olduğu kesin.Umarım arkadaşlar bunu en güzel şekilde kullanabilir.
Aynı aktiviteleri tekrarladıkça daha da uzmanlaşıyoruz. Bunu görmek insana mutluluk veriyor. Zamanında sınıfın "en ezikleri" olarak adlandırılan arkadaşların göğüslerini gere gere sahneye çıkmaları basit bir durum değil. Bence, bu gelişim sürecinin öğretmen adayı olan her arkadaş dikkatle incelemeli.
Her sınıfta az ya da çok çekingen utangaç öğrenciler bulunuyor. Böyle problemleri olan çocukların derse katılımını azami oranda sağlayabilmek için önceden hazırladığımız tekniklerin olması bir zorunluluk. Her ne kadar dersimizin hedefi kişisel gelişimimiz üzerine odaklansa da bu alanda da çıkarılacak büyük dersler olduğu kanaatindeyim.
Saygılarımla...
Senior Emin
PRED 485 7.Ders 01.12.2010
Bu haftaki dersimizde ne kadar çok konuştuysam başıma o kadar iş açıldı. Ama olsun dersimiz "full of fun" olduğu için çok sıkıntı olmadı.Ama başka derste olsaydı ilk seçilişimden sonra kesin susardım. "Adam nemelazım otur sessiz sessiz, başına iş açma,az susmasını öğren!" derdim kendi kendime.
Dersler ödevler vs. yüzünden sıkıldığımısı fark etmiş olacak ki hocamız daha eğlenceli çalışmaları tercih etti.Benim gözümden kaçmaz!
Öğrenci işleriyle ilgili canlandırmamız hem öğretici hem de eğlendiriciydi.Çünkü tamamen gerçek, yaşanmış "true to life" olaylara dayalıydı. Hepimizin Öğrenci işlerine her gidişimizde karşılaştığımız "memur mantığının" yansımasıydı bunlar. Sonradan izlerken komik görünse de işin içindeyken insanın sabır sınırlarını hakikaten zorlayan durumlar.
Daha sonra yaptığımız "kadın programı" çalışmamızda da tekrar yaşanmış bir olay üzerinden yola çıkmamız söz konusuydu. Burada seçtiğimiz karakterler de önemliydi.Bu tür programlara "ciddiyet" kazandırma adına psikolog, ilahiyatçı, fizikçi vs gibi alanında "supposedly" uzman insanlar davet ediliyor. Ama genellikle alakasız ve boş şeylerden bahsediyorlar.
Ha biz bunları nerden biliyoruz? Yanlış anlaşılma olmasın, kadın programı seyrettiğimizden değil.Öyle çevreden duyduğumuz şeyler işte. Yoksa Türkiye'nin kalanı gibi vaktimizin çocuğunu belgesel seyrederek geçiriyoruz tabii ki.
Saygılarımla...
Senior Emin
Dersler ödevler vs. yüzünden sıkıldığımısı fark etmiş olacak ki hocamız daha eğlenceli çalışmaları tercih etti.Benim gözümden kaçmaz!
Öğrenci işleriyle ilgili canlandırmamız hem öğretici hem de eğlendiriciydi.Çünkü tamamen gerçek, yaşanmış "true to life" olaylara dayalıydı. Hepimizin Öğrenci işlerine her gidişimizde karşılaştığımız "memur mantığının" yansımasıydı bunlar. Sonradan izlerken komik görünse de işin içindeyken insanın sabır sınırlarını hakikaten zorlayan durumlar.
Daha sonra yaptığımız "kadın programı" çalışmamızda da tekrar yaşanmış bir olay üzerinden yola çıkmamız söz konusuydu. Burada seçtiğimiz karakterler de önemliydi.Bu tür programlara "ciddiyet" kazandırma adına psikolog, ilahiyatçı, fizikçi vs gibi alanında "supposedly" uzman insanlar davet ediliyor. Ama genellikle alakasız ve boş şeylerden bahsediyorlar.
Ha biz bunları nerden biliyoruz? Yanlış anlaşılma olmasın, kadın programı seyrettiğimizden değil.Öyle çevreden duyduğumuz şeyler işte. Yoksa Türkiye'nin kalanı gibi vaktimizin çocuğunu belgesel seyrederek geçiriyoruz tabii ki.
Saygılarımla...
Senior Emin
Sunday, November 28, 2010
PRED 485 6.Ders 24.11.2010
Bu dogaçlama işinde gitgide daha da profesyonelleşmeye başladık.Öyle ki bu hafta istediğimiz tekniklerden bir komposizyon oluşturarak hocamızdan yardım almadan birşeyler sunabilmeye başladık. Kuralları hatırlama,sırayı karıştırma gibi ilk başlarda karşılaştırğımız bir çok problem artık geçmişte kaldı.Yavaş yavaş İnanç hocanın koltuğuna göz dikmeye başlayan bireyler yetişmeye başladı sınıfta.
En başlarda arkadaşlarla birşeyler yapmak için karar vermek çok zor oluyordu.Her kafadan bir ses çıkıyor herkes kendi fikrinde ısrar ediyordu. Birlikte birşeyler yaptıkça takım çalışmasına da daha rahat alışmaya başladık. Bir çok seçenek içerisinden hızlıca seçim yaparak alınan kararları aynı hızda uygulamaya koymak çok kolay bir durum değil.Ancak sıkıntısını çeken bilir.
Doğaçlamanın doğasına en yakın olunduğu halin şüphesiz ki en hızlı verilen tepkiler olduğunun biraz daha farkına vardık. "Dörtlü dönme" olarak isimlendirdiğimiz egzersiz de ne kadar hızlı karar verebiliyorsak o kadar başarılı sonuçlar alabiliyorduk. Başarmaya çalıştığımız işin doğası bunu gerektiriyor.
Doğaçlama ve "spontane" dediğimiz insanın bilinç altının ortaya çıktığı, bilincin kısa devre yapılarak doğrudan bilinç altından gelen mesajlarla tepkilerin oluştuğu eylemler kontrol edilmesi gerçekten zor ama başarılabildiğin de insan ilişkilerinde çok büyük getiriler sağlayabilecek yetenekler olarak öne çıkmaktadırlar.
Buradan da bilinç altımıza neler gittiğini bilmek ve bunları kontrol altına alabilmenin önemli olduğu sonucuna varabiliyoruz.Bir daha ki haftaya yeni egzersizlerimizle bu konuyu biraz daha açmaya karar verdim şuan.Hadi hayırlısı...
Saygılarımla...
Senior Emin
En başlarda arkadaşlarla birşeyler yapmak için karar vermek çok zor oluyordu.Her kafadan bir ses çıkıyor herkes kendi fikrinde ısrar ediyordu. Birlikte birşeyler yaptıkça takım çalışmasına da daha rahat alışmaya başladık. Bir çok seçenek içerisinden hızlıca seçim yaparak alınan kararları aynı hızda uygulamaya koymak çok kolay bir durum değil.Ancak sıkıntısını çeken bilir.
Doğaçlamanın doğasına en yakın olunduğu halin şüphesiz ki en hızlı verilen tepkiler olduğunun biraz daha farkına vardık. "Dörtlü dönme" olarak isimlendirdiğimiz egzersiz de ne kadar hızlı karar verebiliyorsak o kadar başarılı sonuçlar alabiliyorduk. Başarmaya çalıştığımız işin doğası bunu gerektiriyor.
Doğaçlama ve "spontane" dediğimiz insanın bilinç altının ortaya çıktığı, bilincin kısa devre yapılarak doğrudan bilinç altından gelen mesajlarla tepkilerin oluştuğu eylemler kontrol edilmesi gerçekten zor ama başarılabildiğin de insan ilişkilerinde çok büyük getiriler sağlayabilecek yetenekler olarak öne çıkmaktadırlar.
Buradan da bilinç altımıza neler gittiğini bilmek ve bunları kontrol altına alabilmenin önemli olduğu sonucuna varabiliyoruz.Bir daha ki haftaya yeni egzersizlerimizle bu konuyu biraz daha açmaya karar verdim şuan.Hadi hayırlısı...
Saygılarımla...
Senior Emin
Sunday, November 14, 2010
PRED 485 5.Ders 17.11.2010
Japon usulü kağıt katlama sanatı Origami'den sonra İnanç Ayar usulü kağıt katlama sanatını da öğrenmiş olduk bu hafta. Japonlarınki çok karmaşık da olsa bizimkisi gayet basitti buruçtur at! Veya aklımıza ilk gelen nesneyi hayal ederek kağıdı bir eşya gibi kullan.
Bir sanatçı edasıyla oluşturduğumuz kağıt yığınlarına bakarken psikiyatristlerin hastalık teşhisinde kullandıkları "Bu resimde ne görüyorsun?" sorusu aklıma geldi.
Hem yığınları oluşturanların hem de bakanların bilinç altılarını ele veren çalışmalardı aslında, hernekadar biz anlayamasak da.
Bu çalışmalar başlangıçta anlamsız ve herhangi bir şeyle ilişkisiz gibi görünse de "kesin bunun altından daha büyük bir pislik çıkacak" diyen arkadaşlarımız da oldu.
Ve haksız da çıkmadılar. Eğlenceli olduğu kadar "uyuz" olarak da nitelendirebileceğimiz "metni canlandırma" çalışmasıyla gizli plan ortaya çıkmış oldu.
Bize denk düşen metinde hiçbir mantık hiçbir hikaye olmasa da arkadaşların gayretli çalışmaları sayesinde izlenebilir birşeyler ortaya çıkmış oldu.
Son olarak yaptığımız doğaçlama çalışmasında iki temayı aynı anda akılda tutabilme yavaş yavaş doğaçlama kabiliyetlerimizin geliştirilmesi adına oldukça mantıklıydı.
Saygılarımla...
Senior Emin
Bir sanatçı edasıyla oluşturduğumuz kağıt yığınlarına bakarken psikiyatristlerin hastalık teşhisinde kullandıkları "Bu resimde ne görüyorsun?" sorusu aklıma geldi.
Hem yığınları oluşturanların hem de bakanların bilinç altılarını ele veren çalışmalardı aslında, hernekadar biz anlayamasak da.
Bu çalışmalar başlangıçta anlamsız ve herhangi bir şeyle ilişkisiz gibi görünse de "kesin bunun altından daha büyük bir pislik çıkacak" diyen arkadaşlarımız da oldu.
Ve haksız da çıkmadılar. Eğlenceli olduğu kadar "uyuz" olarak da nitelendirebileceğimiz "metni canlandırma" çalışmasıyla gizli plan ortaya çıkmış oldu.
Bize denk düşen metinde hiçbir mantık hiçbir hikaye olmasa da arkadaşların gayretli çalışmaları sayesinde izlenebilir birşeyler ortaya çıkmış oldu.
Son olarak yaptığımız doğaçlama çalışmasında iki temayı aynı anda akılda tutabilme yavaş yavaş doğaçlama kabiliyetlerimizin geliştirilmesi adına oldukça mantıklıydı.
Saygılarımla...
Senior Emin
Subscribe to:
Posts (Atom)